Allah'ın Evi'ne Misafir Olmak
Rabia Güngör

Rabia Güngör

Misafir Kalem

Allah'ın Evi'ne Misafir Olmak

19 Mart 2019 - 01:44

40 yıl, 40 yaş, nice insan, nice okul, nice arkadaş, öğretmen, yar yaren, nice sevap, nice günah.... Kaç yıllık uyku, kaç yıllık yemek, kaç yıllık emek dünyaya dair… Ve nihayet Allah’ın Evi’ne misafir olma vakti. Ancak sıra geldi. Dünyanın hayhuyundan, telaşından başını kaldırıp 9 güne sıkıştırılmış bir ziyaret. Yeter mi yetmez mi meçhul.  Önce Medine yakınlarındaki en uzak mikat sınırı olan Zulhuleyfe’de ihrama girip ihram namazını kıldık, niyet ettik ve yola koyulduk. Herbirimiz ölü gibiydik artık. Kefenleri giymiş, ihram yasakları aklımızda, sert kayaların arasında otlayan deve sürülerini izleye izleye, gah uyuyup gah telbiye getirerek vardık nihayet Mekke'ye.

İkindiyi ve akşamı otelde kılıp saat 21.00 de rehber hoca eşliğinde Kabeye doğru hareket ettik. 10 dk.lık  bir yürüyüşten sonra Kabenin 70 nolu kapısına ulaştık. Zamzam Tower’ın karşısındaki kapılardan  biri olan 70 nolu kapıdan başımız önde, neyle karşılaşacağımı ve ne hissedeceğimi bilemeden , şaşkın şaşkın grubu takip ederek ilerledim. Yanımda umre arkadaşlarım. Kalbimde rahmetli olanlar dahil tüm sevdiklerim. Kabe'de tavaf alanına geldiğimi gruptaki erkeklerin hüngür hüngür ağlamaları ile anladım ve başımı kaldırdım. Hani derler ya anlatılmaz yaşanır diye... Kâbe kimine heybetli, kimine çok büyük filan gelirmiş ya da şok olur dili tutulurmuş ya insanın... Ya ağlayamazsam, ya kalbim günahlardan kaskatı kesilmişse diye korkarak geldiğim Kabe'de gözyaşlarım sel oldu aktı. Kâbe o kadar gösterişsiz, o kadar sade ama bir o kadar sıcak ve yumuşak geldi ki bana, sanki koşsam lebbeyk diyen dilimle, atılsam kucağına, beni kucaklayacak sarıp sarmalayacak, "ağlama" diyecek, "Kabe’nin Rabb’i seni duyuyor."  Bu hal üzere yaklaşirken adım adım Kâbe'ye, büyüdü, sardı sarmaladı, ruhuma işledi Kâbe. Rehber hocanın tavsiyesiyle: "Ebû Ümâme radıyallahu anh şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem birçok dua okudu, fakat biz ondan hiçbir şey ezberleyemedik. Bunun üzerine: - Ya Rasûlallah! Pek çok dua okudun, biz onları ezberleyemedik, dedik. O zaman Rasûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
- O duaların hepsini içine alan bir duayı size öğreteyim mi? Şöyle deyiniz: "Allahım! Peygamber’in Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in Senden dilediği hayırları ben de dilerim. Peygamber’in Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in Sana sığındığı şerlerden ben de Sana sığınırım. Yardım ancak Senden beklenir. İnsanı dünya ve âhirette muradına ulaştıracak Sensin. Güç ve kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır.” (Tirmizî, Daavât 89.)" Hadisinde anlatıldığı şekliyle dua ettik. Öyle ya Rasulullah (sav )den daha iyi bilecek değilim ki. Sonra ardı ardına rehber hocamızın ögrettiği dualar ve telbiyeler, tekbirler salavatlar, ayetel kürsi ve diğer sureler döküldü birer birer ağzımızdan. Bir genç, her şavtta annesine şavt dualarını okuyor ve tekrarlattıriyordu, amin dedik. Hayırlı evlat...

Sanki mıknatıs gibi bizi çekip çeviren birşey vardı. Şöyle sağ elimizi kaldırıp Bismillahi Allahu Ekber diyerek kimlik kartımızı okuttuktan sonra mübarek Hacerülesved’e, dönmeye başladık pervaneler gibi. Renk renk, desen desen insanların ağzında hep aynı bilindik dualar ve yakarışlar. Aynı gözyaşı aynı pişmanlık, aynı affedilme ümidi. İnnemel müminûne ihvetün hadisini oraya gitmeyen nasıl idrak etsin ki...

Hacerülesved’e yaklaşıp da şavt biterken Rasûlullah(SAV)’den öğrendiğimiz Rabbena atina... duasını okuduk hep bir ağızdan. Endonezya, Pakistan, Hindu, Arap, Türk, Afrikalı...ne farkeder ki ne olduğun, kim olduğun. Aciz bir kulsun işte hepi topu. Elleriyle,  tutmayan belden altını taşıyan kötürümün gözyaşı yanında ne kıymetim vardı ki. Şükrünü eda edemediğim bir sürü nimet...hepsi birer yük, şükretmeyi hamdetmeyi bilmeyene...
Tavaf bittiğinde Kâbe'yi görerek kıldığım tavaf namazına kadar gözyaşlarım dinmedi. Elimde değil. "Bunu da riyaya kurban verdik mi ki" diye korkuyla... Hem başımı kaldırıp seyretmek istiyorum, hem gözyaşlarımı kimse görmesin istiyorum... Bu hal üzere namazı kılıp zemzem içtik ve say alanına doğru gittik.  Rasulullah(sav)’in yaptığı gibi başımıza serptiğimiz bir kaç damla zemzemin ıslaklığıyla. Say başka bir tecrübeydi... Hacer annemizin koşuşu bu kadar rahat değildi elbet. Ancak çölün ortasına yavrusuyla birlikte bırakılan bir anne anlar bunu. Biz değil... Safa'dan inip Merve’ye çıkarken, orada bir yerde, (yeşil ışıklar arasında), göremeyince yavrusunu, hızla ve telaşla koşan Hacer annemiz, hiçbir dünyalığım doyuramadığı biz kadınlara hangi gözle nazar eder ki... Utandım... Beni gülümseten şey erkeklerin koşarken kadınların oradan ağır ağır geçişleri oldu. Rasulullah(sav)’in tebliğ ettiği İslam, kadını baştacı yapmıştı, ancak anladım. Ve nihayet kefen misali büründüğümüz ihramdan saçlarımızı kısaltarak çıkışımız…

 Kısacık ziyaretten aklımda kalan tam bir koşturma ve gayret, kalbimde kalansa büyük bir özlem oldu. Görünce daha çok özlenir oldu benim için Kâbe. Yalnız bundan sonraki gidişlerim daha hazırlıklı olacak. Önceden okuyacağım Kur'anlar, tesbih ve tehlillerle, gitmeden okuyacağım siyeri nebi ile, Hz. İbrahim kıssasını, Hz. İsmail'i, kurbanı, Hacer'i okuyarak, sabrı ve şükrü kendime telkin ederek, güzel ahlaka bürünerek, biraz ingilizce biraz arapça çalışmak suretiyle yapacağım ön hazırlıklar neticesi çıkacağım inşallah bir sonraki yolculuğuma. Kul kimdir, nefs nedir, şeytan ne emreder diye düşüne düşüne. 1'e 100.000 veriliyorsa sevaplara, günahlar da çoksa ne yazar ki. 

 Son bir kez şunu demeden edemeyecegim, lütfen yaşlı anne ve babalarınızı yalnız yollamayınız oralara. Mümkünse tutun ellerinden, yol yordam öğretin, getirin götürün, dua alın, hastalanırlarsa bakın, ilacını verin, abdest aldırın, tavaf yaptırın vesselam. Ve oraya gitmeden her yıl gidip duran kimseye lütfen kızmayın. Çünkü o nara düşmeden anlamanız imkânsız.
Rabbim isteyen herkese tekrar tekrar nasibeylesin. Amin

Bu yazı 1002 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar