YAĞMURU YAKALAMAK
Huriye Feyza Kurt

Huriye Feyza Kurt

YAĞMURU YAKALAMAK

19 Eylül 2019 - 02:24

Bir ikindi vakti, evime yol alırken yağmurun düşmesiyle başlıyor bu yazı. Durağın altına sığışmış birçok kimseler yağmura yakalanırken, ben yağmuru yakaladım. 
  Yağmur yağmaya başlayınca insan düşünmeye de başlar. Nedense yağmur kederlendirir. Hüzünlendirir. Devamında düşünceler alır başını gider. Benim de öyle oldu. Aklımın bir odası, bir yola açıldı. Yol bahçemizden geçti. Meyvesinden, sebzesinden, bereketinden bolca nimetlendiğim, bahçemizden geçti. Yol, babamın el emeğiyle yaptığı salıncağımdan geçti. Hamak gördüm. Annemin “Hu, Hu Allah. Huri kız büyüsün Allah. Uyusun da büyüsün. Doktor olsun inşallah.” ninnisini işittim. Yol herkesten, hepsinden geçti. Şükürlerimden geçti. Yol asmanın altından yükselen tebessümlerimizden geçti, asmanın altındansa hüzünlerimiz geçti. Yol yıkıldı. Eksiklerimiz yoldan geçti. Dertlerimiz geçti. Durdum. Bir ikindi vakti, yağmuru yakaladım. 
  Durdum. İnsan neden mayasının hüzünle yoğrulduğunu sanır? Dert de kutsaldır, hüzün de. Neden? Durdum ve yağmuru yakaladım. Bunca nimetler serilmedi mi önümüze? Sonsuz nimetler serileceği müjdelenmedi mi? Öyleyse, nedendir hep zahmetleri, dertleri, eksikleri hatırlamak? Ben, onca manalar yüklediğim çocukluğumun evinin tuzla buz olduğunu görünce, seneler sonra anladım. İşte Dünya! Şimdi ne hüzün, ne keder. Yol benim, yoldan geçenler de benim! Şükür yolumun nimetlerine. Şükür yoluma nimetleri serene! 
  Kıymetli okur, bir söz ile rastlaştık geçenlerde. Diyor ki Muhibbi; “Gamına gamlanıp olma mahzun, demine demlenip olma mağrur, ne dem bâki, ne gam bâki!”.

Bu yazı 550 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar