Öğrenmeye değil hatırlamaya ihtiyacımız var
Erdinç Üstündağ

Erdinç Üstündağ

Psikoloji ve Kişisel Gelişim Uzmanı

Öğrenmeye değil hatırlamaya ihtiyacımız var

11 Haziran 2018 - 13:45

Midesinden tedavi olan insan nasıl mide ağrısı çekmekten kurtulursa manevi yönden tedavi olan da o huzursuzluğundan kurtulur.

Bu anlamda bizim toplum olarak bir büyük şansımız vardır.

Batılı psikologların emek verip araştırarak doğruyu bulma ve öğrenme gibi çaba harcadığı bu duygular bizde asırlardan beri var.

Bizim öğrenmeye ihtiyacımız yok. Hatırlamaya ihtiyacımız var. Çünkü bizim kültürümüzde manevi rahatsızlıklar en ince ayrıntısına kadar tek tek tespit edilmiş ve şifası da yani çözümü de gösterilmiştir. Biz sadece hangi tür rahatsızlığımız varsa o konuyu bulup tedavisini de ona göre olmak durumundayız.

Ülkemizin psikologları bu bakımdan da Batılı psikologlara göre şanslı. Çünkü onlar da Maneviyat dünyasına açıldığında bizim maneviyat açısından bir ummana sahip bin yıllık kültürümüzü gözleri kamaşarak görmekteler. Daha enteresan olanını söylemek gerekirse Batılı sosyologlar, psikologlar, müsteşrikler bizim unutup veya bize unutturulan bu değerleri bugün incelemekte ve hayranlıkla öğrenip kendilerine uygulamaktadırlar.

Bizde manevi eğitim, manevi bilgiler, inançlar ve maneviyatın en güzel örnekleri yüzlerce asırdan beri tozlu kitapların sayfalarında duruyor…

Öyleyse ne yapmamız lazım maneviyatı yeniden kazanmak için?

Batılılar nasıl gelip yararlanıyorsa bizim de bu manevi mirasımıza sahip çıkmamız lazım.

Hepsi bu…

Peki bugün toplumda psikolojik sıkıntıların her geçen gün artması ve manevi değerlerin her geçen gün azalması neden?

Çünkü günümüzde sadece Türkiye’de değil hemen tüm dünyada insanlar farkında olarak ya da olmadan rol değişimi yaşamakta.

Bu değişim öylesine açık ve net ki, yılanın kabuk değiştirdiği kadar…

Nedir bu değişim?

Maneviyat penceresinden bakıldığından insanlar hızla değişiyorlar…

Medeni insan olmaktan uzaklaşıp çağdaş yaratık olmaya dönüşüyorlar.

Öyle ki… İçinde yaşadığımız dönem, şekillerin dahi şekilsizleştiği, doğruların eğrildiği, sanallığın yayıldığı, ruhsuz, duygusuz, acımasız bir dünyanın merkezine doğru hızla sürükleniyor.

Toplum olarak insanlar da, hayatına yön veren çılgın etkileşimler sayesinde acemi raftingciler gibi sağa sola yalpalayarak, dibi girdap olan bir şelaleye doğru hızla ilerliyor.

Bin yıllık birikimimize rağmen kültür musluklarının birer birer kurumasıyla susuz kalmış dimağlar, ister istemez, yılanın kabuk değiştirdiği gibi kendi kültüründen hızla soyutlanıp adına global kültür dedikleri, tadı tuzu bir hoş, lezzeti mayhoş ithal kültürü yudum yudum içiyor. Böylece sanallaşmakta olan bir dünyanın ve teknolojinin, kısa yoldan şöhret olma arzusunun, köşeyi dönme sevdasının, moda çılgınlığının baş döndüren fırtına hortumunda saman çöpü gibi savrulup gidiyor.

Kökünden kopartılmış ve ithal kültür cereyanında kalmış, dört bir yandan çepeçevre sarmalanmış günümüz insanı, bu hengâmede yaşayabilme ve ayakta kalabilmenin olmazsa olmaz yeni kurallarını arıyor.

İşte bu sebepledir ki, bizim kültürümüzde manevi açıdan büyük bir yer oluşturan “edep”, “saygı”, “vefa”, “hürmet”, “haysiyet”, “şeref” gibi erdem sayılan manevi duygular, şimdi ancak bir başkasını kendisine râm etmek için sadece karşısındakine lazımmış gibi kullanılıyor. 

Görüşmelerde, konuşmalarda bu anlamda içi boş, kulağa hoş gelen “hak hukuk, barış kardeşlik” muhabbetleri dillendiriliyor.

Gerçekte ise, doymak bilmeyen kendi egosuna, ormanda kırmızı başlıklı kızlar aranıyor.

Güçlünün hukuku geçerli olan bir anlayışta, herkes güçlü olmasa da güçlü görünmek için yağmasa da gürlemek zorunda olduğunu hissediyor.

Ortaya çok enteresan bir yozlaşma manzarası çıkıyor.

Bu yazı 829 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar