Kur'an-ı Kerim Allah kelamıdır, ansiklopedi değildir
Ali Gedikoğlu

Ali Gedikoğlu

Düşünce

Kur'an-ı Kerim Allah kelamıdır, ansiklopedi değildir

19 Mayıs 2018 - 23:54

“Kuran-ı kerim bir ansiklopedi filan değildir. Bizim inancımıza göre Allah kelamı olup bir harfi bile değiştirilmemiştir. Değiştirilemez. Zaten Allah ‘onu biz indirdik, kıyamete kadar da biz koruyacağız’ buyurmaktadır.”

“Erdoğan Türklerin son yüzyılda ortaya çıkardığı tarihi bir liderdir. Bu isme parti olarak bakmadan destek vermek gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin 24 Hazirandan sonra bir küresel güç olacağına inanıyorum.”

Rüveyda şiir kitabı

Rüveyda isimli şiir kitabı 78 sayfadan oluşmakta. Yılların birikimiyle kaleme alınmış duyguların gelecek nesillere aktırılmasına yardımcı olması açısından önemi var bence. Daha önce de bu amaçla Surların Önünde Göçmenler isimli bir eserimiz daha yayınlanmıştı. Yaklaşık 35 yıllık bir Fransa hikâyemiz, dernekçilik çalışmamız, yöneticilik tecrübemiz var. Bu kazanımların olgunlaştığı bir evredeyiz. Dolayısıyla arkamızdan gelen kuşakların gençlerin biz gittikten sonra okuyabileceği kalıcı eserler bırakmayı da bir gaye olarak gördük. Bu çalışmaları bu amacın bir parçası olarak değerlendirmek lazım, diye düşünüyorum.

 

Kuran-ı Kerim Allah kelamıdır

Fransa’da sözde 300 aydının bir araya gelip İslamiyet’in temeli kitabı olan Kuran-ı kerim hakkında bazı ayetlerin çıkartılması gerektiği gibi saçma sapan iddiaları olmuştur. Bu iddiaları biz Fransalı Türkler olarak değerlendirdiğimizde kabul edebilmemiz mümkün değildir. İçlerinde eski başkanlar ve başbakanlardan bir kısım insanların da bulunduğu kimseler Kuran-ı kerimin bazı ayetlerinin hem antisemitizm hem de şiddet çağrısı yapıyor, bu ayetlerin güncellenmesi gerekiyor” gibi hem cahilce hem küstahça bir açıklama yaptılar.  Bu çağrı Fransa’da yaşayan Müslümanları ve dini inancı olan herkesi aslında üzmüştür.

Çünkü Kuran-ı kerim bir kere bir ansiklopedi filan değildir. Bizim inancımıza göre Allah kelamıdır. Bir harfi bile değiştirilmemiştir. Değiştirilemez. Zaten Allah “onu biz indirdik, kıyamete kadar da biz koruyacağız” buyurmaktadır. Dolayısıyla isteseler de onların Kur’an-ı Kerimi güncelleme gibi ne bir kapasiteleri ne bir imkânları ne bir güçleri vardır.

Ama bu söylemler Müslümanlar için incinmeye kırılmaya sebep olduğu gibi radikal örgütlere de malzeme olmaktadır.

 

İncil ve Tevrat’a niçin söylemezler?

Laik bir ülkede siyasetçilerin, akademisyenlerin bir başka dinin inancına bu derece müdahale etmeleri de sağlıklı ve sağduyulu iyi niyetli bir yaklaşım değildir. Ve bu isimler örneğin İslam dininin kitabı için dile getirdikleri talep ettikleri istekleri bir İncil için bir Tevrat için niçin söylemezler?

Dolayısıyla bu tür ayakları yere basmaz ipe sapa gelmez söylemleri dile getiren 300 imza sahibinin bir buçuk milyar Müslümandan özür dilemesi gerekmektedir.

Yine Yahudilerle ilgili bir iftira ile de Müslümanları kırıyorlar. Hâlbuki Yahudilerin yeryüzünde yaşadıkları en önemli iki soykırımın birisi Almanya’da birisi İspanya’da olmuştur. Yahudilere o dönemlerde sahip çıkan da bu dinin mensubu olan Osmanlılar olmuştur. Dolayısıyla nefreti körükleyen 300 imza sahibinin bu dili kullanmaktan vazgeçmesi, sorumluluk sahibi olan gazeteci ve yazarların da Müslümanlar hakkında daha titiz bir dil kullanması lazımdır.

 

Bu saldırıların kaynağı ne?

Dünya olarak çok zor bir dönemden gidiyoruz. Almanya’da içişleri bakanlığının 2017 yılında hazırladığı rapora göre Müslümanlara 1170 civarında saldırı olmuş. Bu açıklama Almanya’nın açıklaması. Dolayısıyla İslam’a böyle diyenler Avrupa’da sadece Almanya’da Müslümanlara yönelik bu saldırının kaynağının ne olduğunu, bu saldırının nasıl motive olduğunun bu saldırılarda bu tür açıklamaların bildirilerin etkisinin ne olduğunu açıklamaları gerekmektedir.

Ben bu açıdan acilen ve ivedilikle bu isimlerin bu açıklaması adına Müslümanlardan özür dilenmesi gerektiğine inanıyorum. Bunun bir önemini de Fransa’nın tarihine bakarak söyleyebiliriz ki Fransa Kuzey Afrika, Afrika ve Ortadoğu Müslümanlarıyla hâlâ devam eden güçlü ekonomik ilişkileri içerisindedir. Bu ülkenin ekonomik refahı burada yaşayan Fransız vatandaşlar olarak hepimizi etkiliyor. Biz bu tür çıkışlarla islam dünyasının Fransa’ya ve Fransız imajına zarar vermesine de karşıyız. Kaldı ki bu imzayı atan insanlar da ortalama olarak bu hassasiyeti görebilecek seviyede insanlardır.

 

1. Anadolu Festivali

COJEP olarak ilk Anadolu festivalimizi Belfort’ta gerçekleştirdik. Bunu geçen yıl yaz ayında başkanlık kararı olarak almıştık.  Beraberinde Lion ve Paris’ten başlayıp Kültür gezileri yapılmasını da kararlaştırmıştık. Bu gezileri Şaban Bey kardeşim üstlenmişti. Anadolu festivali organizasyonunu da Yönetim Kurulu Genel Sekreterimiz Celil Bey kardeşim üstlendi.

Bu festival gerçekten başarıyla tamamlandı. Belfot’ta yapılmasının önemli sebeplerinden biri de COJEP’in temellerinin Belfort’ta atılmış olmasıdır. Biz bir vefa hareketiyiz. Bizde yukardan aşağı inen katı hiyerarşik yapılanma yok. Gelecek yıllarda inşallah Fransa’da sekiz bölgemiz var. Bu bölgelerde gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

 

Seçimler

Seçimlerde Cumhur ittifakının karşısında yer aldığını söyleyen dört partinin üçü aslında bir şekilde aynı mahallenin çocuklarıdır… Buraya seçmen nezdinde de kamuoyu nezdinde de yakışmayan yerde duran Fazilet Partisidir. Sadet Partisini bu ittifakın içine biz de yakıştıramıyoruz. Tamam bize “1974’teki ittifakı savunurken bunu niye savunmuyorsunuz?” diye soranlar oluyor ama o zaman bir koalisyon kuracak ve istikamet yön verecek bir güce sahipsin. Milletvekilin var partinin bir seçmen karşılığı var. Şimdi sen şu anda diptesin. Varlık ve yokluk içindesin. Ama insan bir düşünmez mi? Buna rağmen sana 150 milletvekili varmış gibi önem niye veriliyor? Arkadaş ne oldu da bana mecliste grubu olan bir parti muamelesi yapıyorsunuz diye sormaz mı insan? Sormuyor, sormuyorlar. Nefsi davranıyorlar. O kadar ki halen “AK Parti kendini feshetsin de gelsin saadet Partisine katılsınlar” diyen kimseler var içlerinde.

 

Partinin bile güvenmediği adam

Öte taraftan CHP’ye Genel Başkan olmak için iki defa aday olmuş ikisinde de partisinin kendisine güvenmeyip başkan yapmadığı bir ismi şimdi seksen milyona başkan olması için öne çıkartıyorlar. Bunun akılla bir izahı var mı? Kazanamazsa partiden de uzaklaşmış olur Kılıçdaroğlu da bir muhaliften böylece kurtulmuş olur diyenlerin görüşü haksız mıdır?

Öte yandan içeride ve dışarıda bu kadar istikrarsızlık yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin istikrarını sürdürmesi gerekmez mi? Bakınız Türkiye 2013 yılından beri nice saldırılara maruz kaldı. MİT krizi, FETÖ Darbe girişimi, Gezi olayları, 17-25 Aralık süreçleri, şehir hendek ve tünel savaşları neler neler… Türkiye’nin güneyini terör yuvası haline getirdiler. Ama Türkiye her birinde hiçbirine pabuç bırakmadı ve bütün krizlerin birer birer üstesinden gelerek bu günlere geldi.

Bütün bunlara rağmen Türkiye’nin büyümesini engelleyemediler. Siyasi olarak istikrarsızlaştıramadılar. Bütün bunlar nereden geldi? Siyasi istikrardan geldi. Vatandaşlar Erdoğan’ın arkasında durduğu için geldi.

 

Erdoğan’sız bir Türkiye düşünemiyorum

Bu sistem başkanlık sistemi ve bu sistemin desteklemesini istiyoruz. Bu anlamda da DEVAM diyoruz…

Türkiye’nin ana omurgası milliyetçi muhafazakâr kitledir. Türkler Selçukluyu bu ana omurgayla kurmuşlardır, Osmanlıyı bu omurga ile kurmuştur. Başkanlık sisteminden uzaklaşıp güçleri ayırdığında da istikrarsızlığı yaşadık. Çok partili dönemde iktidarların ömrü ortalama iki yıl bile değil. İktidara gelen parti iki yıllık süreçte hangi büyük planlamayı yapabilir ki?

Ama bu dönemde Türkiye siyasi ve ekonomik bir istikrar kazanmıştır.

Erdoğan Türklerin son yüzyılda ortaya çıkardığı tarihi bir liderdir. Dolayısıyla bu isme parti olarak bakmadan destek vermek gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye bölgesel bir güçtür. 24 Hazirandan sonra Türkiye’nin bir küresel güç olacağına inanıyorum. Erdoğan’sız bir Türkiye düşünemiyorum.”

Bu yazı 2692 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar