"Kürt Siyaseti"

"Kürt Siyaseti"

Batıda ve Türkiye’de belirli kesimler tarafından ısrarla PKK ve veya PKK ile arasına mesafe koymayan HDP için ısrarla “Kürt hareketi”, “Kürt siyaseti” gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu tür ifadelerle, bir terör örgütü ve onunla ilişkili bir siyasal parti, bir milletin “hareketi”, “siyaseti” imiş gibi sunulmuş olmaktadır.

19 Eylül 2019 - 01:33 - Güncelleme: 19 Eylül 2019 - 01:43

 

 

 

 

 

 

 

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz...

PKK, farklı ülkelerde, Türkiye’de, Suriye’de, İran ve Irak’da, farklı isimlerle, toplu ve sürekli olarak, pek çok Batı ülkesinde ise bireysel olarak ve dönem dönem terör eylemleri gerçekleştirmiş bir terör örgütüdür. PKK’nın bu ülkelerde gerçekleştirdiği saldırılarda, sivil-asker, kadın, çocuk, bebek on binlerce insan öldürülmüş, milyonlarca insan yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmıştır/kalmaktadır. Ortadoğu’yu dizayn etmek isteyen güçlerin bir maşası olarak, PKK’nın kendini Kürtlerin temsilcisi imiş gibi gösterme çarpıtmaları, kendi politikası gereği, anlaşılabilir. Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ı parçalayarak, asırlarca Türkler ve Araplarla birlikte İslamın bayraktarlığını yapmış Kürtleri, kurduracağı terör devletiyle, İsrail’in güvenliğine hizmet ettirmek isteyen emperyalist çevrelerin ve onlara iliştirilmiş (embeded) akademisyenlerin, yazarların yaklaşımları da anlaşılabilir. Ama bu çarpıtmanın ne rasyonel, ne bilimsel ne de toplumsal bir karşılığı olabilir. Bütün Almanları, Arapları, Türkleri tek hareket/siyaset olarak görmek ne kadar rasyonel ve bilimsel bir yaklaşım ise bütün Kürtleri de öyle görmek benzer bir yaklaşım olsa gerek. İçerisinde milyonları ve farklılıkları barındıran toplulukları tek parça olarak görmek totaliter bir bakışın ifadesidir. “Kürt siyaseti” ifadesinden hareket edersek, öncelikle bütün Kürtler Türkiye’deki Kürtlerden oluşmamaktadır.

Türkiye ile birlikte İran, Irak, Suriye ve Batı ülkelerinde bulunan bir toplumdan bahsediyoruz. Evet, devletlerden bahsedilebilir. Ama bir toplum olarak İtalyan, Fransız, Türk siyasetinden bahsedilebilir mi? Türklerin siyaseti? Kastedilen Türkiye’deki Kürtlerin siyaseti ise, her sivil ve demokratik toplumda olduğu gibi, Kürtler de tek parça değil, çeşitlidir. Öncelikle bütün Kürtler, her toplumda olduğu gibi, siyasete ilgi duymak durumunda değildir. Siyasete ilgi duyanların tamamı oy veriyor değildir. Oy verenlerin tamamı HDP’ye oy veriyor değildir. AK Parti de Kürtlerden en az HDP kadar oy almaktadır. HÜDAPAR’ın oy oranı düşük olmakla birlikte, bazı gösterilerde milyonları peşinden sürüklediğini görüyoruz. Devam edersek, HDP’ye oy verenlerin tamamı da PKK’nın terör faaliyetlerini onaylıyor değildir.

Kısaca, başka hiçbir toplum için kullanılamayacak bir ifadenin, bir kabile ya da aşiretmiş gibi, Kürtler için kullanılmasının hiçbir açıklayıcı değeri yoktur. İfade, Kürtleri aşağılayıcı ve ideolojik bir tutumdur. Ben kişisel olarak, Türkiye’de pek çok sağduyulu insan gibi, PKK ve HDP’nin özdeşleştirilmemesi, HDP’nin geliştireceği sivil siyasete alan açılması taraftarıyım. Ama HDP yetkililerinin sürekli dağa selam durduğu bir durumda benim gibilerinin ne düşündüğünün bir anlamı kalmıyor. Siyaset, demokrasinin, özgürlüğün, sivil yaşamın değil, terör örgütünün ve onun totaliter baskısının bir aracına dönüştürüldüğünde, sivil ve demokratik alanda yürünebilecek bir yol bırakılmamış oluyor.

Peki ortada fazla karmaşık bir durum yok iken, Türkiye’deki belirli kesimlerin PKK ve HDP’yi “Kürt siyaseti” olarak göstermeye yönelik ısrarlı çarpıtmalarının nedenleri neler olabilir? Neden PKK’nın ve emperyalizmin diline teslim olmaktadırlar? Bu çarpıtma çabası sadece Türkiye’de değil, bölge ülkelerde de söz konusu olabilir.

İlk akla gelebilecek birkaç neden üzerinde duralım. PKK korkusu: Hayatı demokratik, özgürlükçü ve çoğulcu bir şekilde yaşayan bizim gibi insanlar, çoğu kez terör örgütlerinin baskılarını, yarattıkları ölümcül korkuları unutma eğilimindeyizdir. Çünkü terör örgütleri ancak terör yaptıklarında gündemimize girerler ve bir süre sonra gündemimizden çıkarlar. Oysa terör örgütlerinin korku salma, baskı yaratma, belirli isimleri doğrudan hedef alarak korkutma gibi yöntemleri vardır. Dolayısı ile bütün Kürtleri “Kürt siyaseti” ifadesiyle totaliterize etme gayretlerinin bir kısmı PKK’nın yarattığı korku ile ifade edilebilir. PKK’nın kendine karşı çıkan ve farklı bir söylem geliştiren Kürt aydınları, sivilleri ortadan kaldırdığı bilinmektedir.

Yoldaş Baskısı: “Kürt Siyaseti” ifadesini kullananların önemli bir kısmı Türk solu içindeki çevrelerdir. Türk solunun önde gelen isimlerinin önemli bir kısmının ise geçmişi itibarıyla, devrimci bir gelenekten geldiği bilinmektedir. “Kürt Siyaseti” ifadesini ısrarla kullanan Türk solu içindeki kesimlerin bu gayreti, Marksist-Leninist gelenekten gelen PKK ile “devrimci dayanışması” olarak görülebilir. Bu kesimlerin totaliter bir bakışa yatkın olmalarının bir nedeni de, geldikleri devrimci gelenekten yeterince kurtulamamaları, demokrasi, özgürlük, çoğulculuk gibi kavramları yeterince içselleştirememeleri ile izah edilebilir.

Türkiye karşıtı uluslararası çevrelere entegre olma hali: “Kürt Siyaseti” ifadesini ısrarla kullananların bir kısmının ise Türkiye karşıtı uluslararası çevrelerle entegre olduklarını gözlemliyoruz. İlgili çevrelerce fonlanan bu kesimler, fonlayan kesimlerle örtüşen bir yaklaşım sergilemektedirler. Hükümet karşıtlığı: Hükümet karşıtlığının bazı aydınların davranışlarını anlamada açıklayıcı olduğu söylenebilir. Hükümet ve Erdoğan karşıtlığı adına bazı aydınlar, eroin kaçakçılığı yapan, masum çocukları katleden bir terör örgütünü desteklemeye kadar savrulabilmektedir.

Aydın yabancılaşması: Toplum karşıtlığı da denebilir. Aydın yabancılaşması, Batı dışı toplumların herhalde iki yüz yıllık Batılılaşma tarihinin hazin öyküsüdür. Bu hazin hikayeyi şair Sezai Karakoç, “Masal” şiirinde çok güzel ifade eder. Osmanlı döneminde, bilimini, tekniğini alarak ülkesine katkı sunsun diye Batıya eğitim amacı ile gönderilen isimlerin çoğu kendi toplumuna yabancılaşmış, birer Batı aşığı olarak ülkesine dönmüşlerdi. Cumhuriyet döneminde yaşanan ise, kendi kültüründen, tarihinden ve medeniyetinden tamamen koparak, kültürel anlamda Batıya teslim oluştur.

Özetle, Sol bir terör örgütü olan ve ağırlıklı olarak Türklerden oluşan DHKPC ve marjinal bir sol parti için, “Türk siyaseti” demek ne kadar anlamlı ise, PKK ve HDP için “Kürt Siyaseti” demek o kadar anlamlıdır. PKK korkusu, yoldaş baskısı vb nedeni ne olursa olsun, PKK ve veya HDP’yi “Kürt siyaseti” olarak görmek, özgürlükçü, onurlu ve barışçı Kürtlere hakarettir. Aydın olma iddiasını taşıyanlara terörün ve emperyalizmin söylemine teslim olmak değil, buna karşı bir duruşu ve hakikati ifade etmenin onuru düşer.

Bu haber 124 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x